hiç olmadık bir zamanda hiç olmadık bir dizi izledim. ve bugun finaline seyirci oldum. Oldukca makul bir sonu vardı. Dizinin adı kadın kokusu ( scent of a woman) ismi ile ne alakası var bilemedim ama babasını karaciger kanseri sebebi ile kaybetmiş çekingen bir kızın safra kesesi kanseri oluşunu ve son 6 ayının kaldıgını ve bu surecte yaşanınları anlatan bir dizi.oldukca keyifli ve bir okadar acıklı. bu ruh haletime bakarsak pek izlememem gereken bir senaryo idi ama aglamak için bişeyleri sebep olarak kullanmalıydım cevreme karşı her nekadar elimde kocaman bir sebebim olsada...zengin bir züppeye gecmişini hatırlatan bu 34 yaşındaki guzel ama evde kalmış kızımız ölüme olan gercek mesafesini ogrenince hayatını iyiliklerle doldurup yapması gereken en iyi şeyi yapıyor. kendine hazırladıgı 20 maddelik yapılacaklar listesini gerçekleştirmek için verdigi emek takdire şayan.kendimi onu yerine koydum ister istemez. son zamanlarda kendi ölümüm hep gözümün önünde zira.bu duygudan uzaklaştırmaya calıştım hep kendimi ama bu diziyle karşılaşınca verdim kendimi acıklı bir hayatın kollarına. en guzelide kendini bulan zengin abimizin guclu bir şekilde tum karşı çıkanlara ragmen guzel lee ye sahip cıkması ona aşık olması ki bizim sevgilerimiz aşklarımız asla boyle bir şeyi kabul etmez zira genclerimizin begendigi kıza daha ilk gunden bir hastalıgın varmı diye sorması bundan ileri gelse..her neyse...gercek sevgiye inanmakda inandırmakda cok zor...cefa olmadan sefa olmaz., sevginin ne oldugunu ve zor oldugunu bilen nesiller maalesef artık buyumuyor bu topraklarda...savaş vermeden armut piş agzıma düş düşüncesiyle buyuyen tembel insanlarla ugraşıp duruyoruz sonra. birde anlayamadıgım sevgili lee nin göz yaşlarıının içinden gelmedigine aksine kirpiklerinde hazır beklediginde ve pıt pıt dokuldugune ınanmakdayım.
bakalım bu seruvenin etkisinden ne zaman kurtulacagım...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder